Filmler evrensel bir dil gibi görünse de yönetmenler ve yapımcılar, aynı filmi farklı ülkelerde farklı sonlarla yayımlama durumunda kalıyor.
İşte bu durumun ardında sansürün dışında farklı sebepler var.
Her ülkenin kültürel yapısı aslında izleyicilerin filmlerden beklentilerini şekillendiriyor. Özellikle Hollywood yapımları, küresel bir izleyici kitlesine hitap etmeye çalışırken yerel kültürlere uyum sağlamak için senaryolarda değişiklikler yapabiliyor.
Bazı ülkelerde filmler, yerel sansür kurulları tarafından inceleniyor ve belirli sahnelerin veya sonların değiştirilmesi istenebiliyor. Bizdeki RTÜK gibi.
Çin gibi ülkelerde de filmlerin yayımlanabilmesi için devletin belirlediği kurallara uygun olması gerekiyor. Bu durum, bazen filmin sonunu tamamen değiştirebiliyor ki bunun da örneklerini birazdan vereceğiz.
Film yapımcıları, her şeyden önce ticari başarıyı hedefliyor. Bu nedenle de bir filmin farklı ülkelerde farklı sonlarla yayımlanmasının arkasında genellikle ticari kaygılar yatıyor.
Bazı filmler ise test gösterimlerine tabi tutuluyor ve stüdyo, izleyicilerin tepkisine göre final sahnesini değiştiriyor. Eğer test izleyicileri mutsuz veya tatminsiz olursa yapımcılar farklı bir son çekiyor.
1999 yapımı kült film Fight Club, kapitalizme başkaldıran anarşik yapısıyla tanınıyor. Orijinal versiyonda, Tyler Durden’ın planı başarıya ulaşıyor ve büyük şirketlerin binaları patlatılarak finans sistemine darbe vuruluyor.
Ancak Çin’de gösterilen versiyonunda, bu patlamalar hiç gerçekleşmiyor. Bunun yerine film, “Polis olay yerine yetişerek tüm teröristleri yakaladı ve Tyler Durden tutuklandı.” gibi bir yazıyla sona eriyor.
Bilim kurgu dünyasında önemli yere sahip 1982 yapımı Blade Runner’ın orijinal versiyonu, karamsar ve açık uçlu bir sona sahipken ABD için hazırlanan versiyon daha umut verici bir bitiş içeriyordu.
Hollywood’un genel olarak mutlu sonları tercih etmesi nedeniyle, Amerikan versiyonunda Deckard ve Rachael karakterleri birlikte kaçıyor ve daha pozitif bir atmosfer yaratılıyor ama Avrupa’da gösterilen versiyonda, filmin sonu daha belirsiz ve distopik bir havada bırakılıyor.
1986 yapımı bu komedi-korku filmi, orijinal olarak oldukça karanlık bir sona sahipti: Bitkiler dünyayı ele geçiriyor ve insanları yok ediyordu ama test izleyicileri bu sonu fazla kasvetli buldu. Bunun üzerine yapımcılar, daha hafif ve mutlu bir final çekerek gişede daha fazla başarı elde etmeyi amaçladı.
Stephen King romanından uyarlanarak korku filmleri listesine giren 1408’in orijinal sonunda Mike, otel odasında diri diri yakılıyor. Bu son ABD ve Kanada’daki yayın platformlarında gösterilen varsayılan versiyon olsa da Hollanda, Japonya ve Avustralya gibi birçok ülke alternatif sonu aldı. Bu sonda Mike bu deneyimden sağ kurtuluyor ve her şeyin bir rüya olduğuna inanıyor.
Yılmaz Güney, Türkan Şoray, Tarık Akan, Cüneyt Arkın gibi ünlü oyuncuların yer aldığı Yeşilçam’ın birçok filmine de sansür uygulandı. Bazılarında sözler çıkarıldı, bazılarında görüntüler.
“Ekonomik Konular, Yoksulluk-Zenginlik, Sınıfsal Farklılıklar” başlığı altında “Babanın Oğlu” filmi ise buna verilecek örneklerden sadece biri.
Peki, sizce bir filmin orijinal sonunu değiştirmek doğru mu? Yoksa sanat, her koşulda olduğu gibi mi sunulmalı? Bu sorunun cevabı, belki de her izleyicinin kendi içinde saklı.
Yorumlar (0)