Peki bu ihmalkarlık nedeniyle bir termik santral değil de nükleer santral alevlere teslim olsaydı bizi neler beklerdi?
Şu an Türkiye’de aktif bir nükleer santral yok fakat 2023’te açılacağı duyurulan Mersin Akkuyu’daki nükleer santralin inşaatı devam ediyor.
Yapılan fizibilite ve yer araştırmaları sonucunda Akkuyu sahasının uygun bir yer olarak belirlenmesinin nedeni, bölgenin deprem riskinin ve nüfus yoğunluğunun düşük olması, en yüksek taşkının 6 metreyi geçmemesi ve arazinin inşaata uygun olması gibi unsurlar göz önüne alındığı belirtilmişti.
Akkuyu’daki santralin etrafındaki çitlerle çevrili toplam alan 1022 hektar, santralin inşaat sahası 225 hektar. Arazi, etraftaki bölgelerden 200 metreye ulaşan dağlarla ayrılıyor, 4.5 km’lik bir asfalt yolla D-400’e bağlanıyor.
Deniz yapıları ve limanın ihalesini 394 milyon dolara Cengiz İnşaat kazanmıştı. Temel atma töreninin ardından çevreciler tarafından girişteki demir kapı kilitlendi. Daha sonra polis müdahalesinden sonra eylem sona erdi.
Reaktörde iki kat koruma seviyesi var. İlk katın tabanında 169 ton ağırlığında 5,8 m yüksekliğinde ve 6,1 metre çapında kor tutucu bulunuyor.
Reaktör, tehlike anında elektrik gücü beslemesine ihtiyaç duymayacak biçimde tasarlandı.
Güvenliği ayrıca kontrol çubukları, aktif ve pasif acil durum kor soğutma sistemleri, acil durum borik asit enjeksiyon sistemi, buhar üreteci soğutma sistemi ile reaktör kalbi ve yakıt havuzundan acil durum ısı çekişi ile sağlanıyor.
Prof. Dr. Tolga Yarman’a göre santralin lisansı günümüz şartlarını kapsamıyor: "Santralin lisansı 1970 yılından kalma veriler ile 2013 yılında güncelleme yapılmıştır ve o dönemde çevresel etki değerlendirmesi, turizm etki değerlendirmesi ve meyve sebze etki değerlendirmesi yoktu. Ayrıca Three Mile adası kazası, Çernobil reaktör kazası, Fukuşima I Nükleer Santrali kazaları sonrasında güncellenen lisans güvenlik gereksinimleri Akkuyu Nükleer Enerji Santrali için alınmamıştır."
Projede görev yapan Mersin Bölge Kamu Diplomasisi ve Devlet İlişkileri Bölge Müdürü Faruk Uzel, 2015 yılı Eylül ayında istifası sonrasında projeyi yürüten mühendislerin daha önce nükleer santral kurulumunda çalışmamış olmaları ve dikkatsizliğinden, santraldeki güvenlikle ilgili temel zaafların gizlendiğinden ve mühendislik hataları nedeniyle 1 nolu reaktörün kıyı kenar çizgisi altına yerleştirilmesiyle ilgili olan şikayetleri basına yansıdı.
"Yeraltından çıkardığımız toprak kaya değil, kırık kum şeklinde gelirdi. Zeminin sağlam olmadığı o zamandan belliydi. Bir uzman ekibin çıkan taşları inceleyeceğini duyduk. Hemen Sinop’tan bir tır dolusu taş getirttiler. Akkuyu’dan çıkan toprağı tıra, Sinop’tan gelen taşı da incelenmesi için sandığa boşalttık. Akkuyu yerine Sinop’un taşına sağlam raporu verildi. Yeraltındaki boşlukları doldurmak için her gün 25-30 ton çimento basıyorduk; çimento 300 metre öteden denizden çıkıyordu. Burada zeminin sağlam olduğunu kim söyleyebilir?"
Altyapı işlerinde çalışmış olan Süleyman Aytekin yaşadıklarını anlatıyor: "Sahildeki engebeyi düzeltmek için vurduğumuz matkaplar bazı yerlerde 10 metre indiğinde deniz seviyesine denk geliyor, su çıkıyordu. Biz ne olacağını sorduğumuzda susturmak için tehdit ediyorlardı."
6 Temmuz 2017’de, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını tavsiye eden raporda, Akkuyu Nükleer Enerji Santrali projesinden vazgeçilmesi tavsiye edildi.
Raporda; "AP, Türkiye hükümetini Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin yapımına dair planlarını durdurması çağrısında bulunuyor" ifadelerine yer verildi ve santralin yapılacağı bölgenin güçlü depremlere eğilimli olduğu iddia edildi. Santralle ilgili Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna Türk Tabipleri Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Türkiye Barolar Birliği’nin itirazı üzerine Danıştay’da dava açıldı ve ilk duruşma 22 Kasım 2017’de görüldü.
Büyük bir patlamayla reaktörün tavanı havaya uçuyor. Reaktör atmosfere maruz kalıyor. Reaktörün havayla teması sonucu başlayan yangın 10 gün boyunca devam ediyor. Radyoaktif bulutlar, Avrupa’nın önemli bir bölümüne radyoaktif serpinti olarak dökülüyor.
Çernobil’de çıkan yangını söndürmek üzere bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi gönderilmişti. İtfaiyecilerden 134’ü akut radyasyon dozuna maruz kalmıştı. 28’i birkaç ay içerisinde hayatını kaybetti. Kazadan bu yan en az 19’u daha öldü.
Bugün yasak bölge Ukrayna ve Beyaz Rusya arasında 4 bin kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. Neredeyse tüm İstanbul kadar büyük bir alan. Santrale 30 kilometre mesafedeki tüm yerleşim yerleri tahliye edilmişti. Kimsenin buralara geri dönmesine izin verilmeyecekti.
Nükleer felaketin yaşandığı tesis ile yangın arasında 1 km kalmıştı. Hatta yangın, nükleer patlama nedeniyle tahliye edilmiş 12 köye de sıçramıştı. Evet, nükleer santrallerde kaza oranı az oluyor fakat ülkemizdeki termik santralin göz göre göre yanması, havai fişek fabrikalarının ihmaller nedeniyle patlaması gibi durumlar kimseye güven vermiyor.
Yorumlar (0)